Siyaset Akıl Üretmiyor, Ritüel Üretiyor
Siyaset Akıl Üretmiyor, Ritüel Üretiyor
Türkiye’de siyaset uzun süredir bir akıl faaliyeti olmaktan çıktı; yerini tekrar eden ritüellere, ezbere sloganlara ve kameraya oynanan gösterilere bıraktı. Artık fikir üretilmiyor, pozisyon alınıyor. Politika yapılmıyor, rol kesiliyor.
Bugün “fikir değiştirdim” diyenlerin büyük bölümünde aslında değişen bir fikir yok. Çünkü baştan beri ortada bir fikir yoktu. Değişen şey; rüzgârın yönü, anketlerin dili ve sosyal medyanın algoritması.
Bu yüzden siyasetin merkezinde muhasebe değil, makyaj var.
Siyasi Muhasebe Yerine Siyasi Tören
Gerçek bir siyasal muhasebe; hatayı kabul etmeyi, yanlışın nedenlerini tartışmayı ve bedel ödemeyi gerektirir. Oysa bugün siyasette yapılan şey bunun tam tersidir:
- Yanlışlar yeniden adlandırılıyor
- Başarısızlıklar başarı hikâyesi gibi paketleniyor
- Sorumluluklar soyut kavramlara havale ediliyor
Kimse “Nerede hata yaptık?” diye sormuyor. Çünkü bu soru sorulursa, bir sonraki soru kaçınılmazdır:
“Bu hatanın sorumlusu kim?”
İşte tam bu noktada siyaset susar, alkış başlar.
Slogan Çağında Fikir Lüks Sayılıyor
Bugünün siyasetinde fikir, risk demektir. Risk ise istenmez. Çünkü fikir tartışma doğurur; tartışma ayrışma yaratır; ayrışma ise kontrol kaybı demektir.
Bu yüzden:
- Uzun cümlelerden kaçınılır
- Kavramlar içi boşaltılarak kullanılır
- Herkes aynı kelimeleri söyler ama kimse aynı şeyi kastetmez
“Adalet”, “özgürlük”, “yerli ve milli”, “değişim”, “istikrar”…
Hepsi vardır, ama hiçbiri tanımlı değildir.
Tanım yoksa hesap da yoktur.
Gösteri Siyaseti: İçerik Yok, Işık Var
Siyaset artık bir sahne sanatına benziyor. Işıklar güçlü, müzik yüksek, dekor parlak. Ama perde arkasında senaryo boş.
- Mikrofon çok, argüman az
- Kamera çok, çözüm yok
- Tweet var, politika yok
Gerçek sorunlar ise bu gürültünün altında boğuluyor:
Ekonomi, eğitim, adalet, liyakat, yoksulluk, göç, gençlerin geleceği…
Bunlar sloganla değil, akılla çözülür.
Ama akıl zahmetlidir; ritüel ise konforlu.
Fikir Değil, Aidiyet Satılıyor
Bugün siyaset, seçmene fikir sunmuyor; aidiyet satıyor.
“Bizden misin, değil misin?” sorusu;
“Ne öneriyorsun?” sorusunun önüne geçmiş durumda.
Bu yüzden yanlış yapan affediliyor, doğruyu söyleyen dışlanıyor.
Sadakat, liyakatin yerini alıyor.
İtaat, düşüncenin önüne geçiyor.
Sonuç mu?
Aynı hatalar tekrar ediyor, ama her seferinde farklı bir sloganla.
Asıl Tehlike: Normalleşen Boşluk
En büyük tehlike bağırmak, kavga etmek ya da sertleşmek değil.
En büyük tehlike, boşluğun normalleşmesi.
Toplum artık şu soruyu sormaz hale gelirse:
“Bu söylediklerinin içi dolu mu?”
İşte o zaman siyaset tamamen bir gösteriye dönüşür.
Ve gösteriler, bir süre sonra gerçeğin yerini almaya başlar.
Son Söz Yerine
Bu ülkenin ihtiyacı daha fazla slogan değil,
daha fazla dürüst muhasebedir.
Daha fazla bağıran değil,
daha fazla düşünen siyasetçiye ihtiyacımız var.
Ve en önemlisi:
Fikir değiştirmeden önce,
bir fikre sahip olanlara.