Sessizliğin Suç Ortaklığı: Susmak Kurnazlık Değil, Güçlüden Yana Olmaktır
Sessizliğin Suç Ortaklığı: Susmak Kurnazlık Değil, Güçlüden Yana Olmaktır
Ortadoğu, gözlerimizin önünde dipsiz bir kan gölüne, insanlığın en büyük ve en utanç verici açık hava mezarlığına dönüşürken, dünyanın ve toplumların önemli bir kesiminden yükselen sağır edici bir sessizlik var. Bu sessizlik, iddia edildiği gibi bir “tarafsızlık”, soğukkanlı bir rasyonalite ya da diplomatik bir denge oyunu değildir. Aksine; en yalın, en çiğ haliyle bir suç ortaklığıdır.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” sığlığını bir çeşit “kurnazlık” zanneden büyük bir yanılgıyla karşı karşıyayız. Uluslararası ilişkilerde, toplumsal krizlerde veya yanı başımızdaki insanlık trajedilerinde tepkisiz kalarak kendini güvenceye aldığını sananlar, aslında ahlaki pusulalarını tamamen yitirmiş durumdalar. Çatışmalara, katliamlara ve sistematik zulme “tarafsızlık” zırhına bürünerek sırt çevirmek, pragmatik bir zeka belirtisi değildir. Bu, konfor alanını insan hayatına tercih eden derin bir korkaklığın ve ahlaki çöküşün apaçık dışa vurumudur.
Zulmün olduğu yerde sessizlik, hiçbir zaman çatışmanın dışında kalmak anlamına gelmez. İnsanlık tarihi bize defalarca aynı dersi vermiştir: Sessizlik, her zaman ezenin, işgal edenin ve elinde zorbalık gücünü bulunduranın ekmeğine yağ sürer. Bir coğrafya kan ağlarken, çocuklar enkaz altında kalırken ve milyonlarca insan yerinden edilirken sesini çıkarmayanlar, aslında çok net bir taraf seçmişlerdir. Statükoyu koruyan, adaleti değil gücü ve çıkarı yücelten her suskunluk, zalime verilmiş açık, imzasız bir onay belgesidir. Güçlünün şiddeti, zayıfın çığlığını bastırdığında, o çığlığı duymayı reddeden ve kafasını çeviren herkes, failin safına geçer.
Bu suskunluğun psikolojik ve toplumsal altyapısında yatan şey, zülmü durdurma sorumluluğundan kaçma psikolojisidir. Ortadoğu’daki yangını ekranlardan film izler gibi izleyip “Benim meselem değil”, “Biz kendi işimize bakalım” diyerek kurnazlık yaptığını sananlar, aslında o yangına odun taşıyan görünmez ellerdir. Çünkü zalim, gücünü sadece silahlarından veya sermayesinden almaz; asıl gücünü, izleyenlerin bu felç edici tepkisizliğinden, seyircilerin sessizliğinden alır.
Kanın, gözyaşının ve yıkımın bu kadar aleni olduğu bir denklemde gri alan yoktur. İnsan onurunun postallarla ezildiği bir düzende, ses çıkarmamak, güvenli limanlara sığınmak değil, insanlık onuruna ihanet etmektir.
Bugün Ortadoğu’da dökülen kana susarak kurnazlık yaptığını sananlar, güçlünün gölgesine sığınıp vicdanlarını susturanlar şunu çok iyi bilmelidir: Tarih, güce tapanları ve susanları affetmez. Bugünün sessizleri, yarın tarih mahkemesinde aklıselim sahibi kurnazlar olarak değil; adaletsizliğin, zulmün ve kanın sessiz ortakları olarak yargılanmaya mahkumdurlar.
Turgay SİMAVİ – MalatyaSiyaset.com