Ruj Etkisi Türkiye Gerçeğini Ele Veriyor: Yoksulluğun Yeni Dili
Türkiye ekonomisi bugün yalnızca rakamlarla değil, tüketim davranışlarındaki sapmalarla da konuşuyor. Enflasyon tabloları, faiz kararları ve kur grafiklerinin ötesinde; sokakta, pazarda ve vitrinde kendini ele veren bir gerçeklik var: Ruj Etkisi.
Ekonomi literatüründe “ruj etkisi”, gelirlerin daraldığı dönemlerde tüketicilerin büyük harcamalardan kaçınarak küçük ama psikolojik tatmin sağlayan ürünlere yönelmesini ifade eder. Yani bu etki, refahın değil; yoksullaşmanın, umutsuzluğun ve bastırılmış tüketimin göstergesidir.
Bugün Türkiye’de yaşanan tam olarak budur.
Büyük Hayallerin Yerini Küçük Kaçışlar Aldı
Konut satışları daralıyor, otomobil erişilebilir bir ihtiyaç olmaktan çıkıyor, beyaz eşya ve dayanıklı tüketim malları erteleniyor. Buna karşılık; kozmetik, kişisel bakım ve “küçük lüks” kategorilerinde göreli bir canlılık gözleniyor.
Bu tablo, ekonominin canlandığını değil; vatandaşın hayattan kısmaya mecbur bırakıldığını gösteriyor. İnsanlar artık “daha iyisini” değil, “katlanılabilir olanı” satın alıyor. Ruj burada bir ürün değil; psikolojik bir sığınak.
Resmî Verilerle Çelişen Gerçek Hayat
Türkiye İstatistik Kurumu verileri enflasyonun yönüne dair tablolar sunarken, mutfaktaki yangın sönmüyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası karar metinlerinde “denge” ve “sıkılaşma” vurgusu yapılırken, hanehalkı bütçesi her ay biraz daha çözülüyor.
Buradaki çelişki şudur:
Makro göstergeler makyajlanıyor, mikro gerçeklik ise gizlenemiyor.
Ruj etkisi, tam da bu noktada iktidarın ekonomi anlatısını bozan sessiz bir tanıktır. Çünkü insanlar rakamlara değil, cüzdanlarına inanır.
Bu Bir Tüketim Tercihi Değil, Zorunlu Davranıştır
Kimse geleceğe güven duyarken arabadan vazgeçip rujla avunmaz. Kimse refah içindeyken tatili, eğitimi, yatırımı erteleyip “küçük mutluluklara” sığınmaz. Bu davranış; alım gücü erozyonunun, orta sınıfın çöküşünün ve gençlerin umutsuzluğunun sonucudur.
Ruj etkisinin yaygınlaşması, ekonomideki asıl kırılmayı açık eder:
Türkiye’de sorun talep değil, erişilebilirliktir.
Sorun harcama isteği değil, gelir yetersizliğidir.
Siyasi Sorumluluk Nerede?
Bu tablo bir “küresel kriz” masalıyla açıklanamaz. Çünkü kriz her yerde aynıysa, sonuçlar neden bu kadar farklı? Sorunun adı nettir: yanlış ekonomi politikaları, öngörüsüz yönetim ve toplumsal refahı değil, günü kurtarmayı esas alan anlayış.
Ruj etkisi; iktidarın başarı hikâyelerini değil, vatandaşın sessiz çığlığını temsil ediyor.
Sonuç
Türkiye ekonomisi bugün vitrinle değil, ruj raflarıyla okunur hale gelmiştir. Bu bir istatistik değil, toplumsal alarmdır. Ve bu alarm susturulamaz.
Çünkü ruj, artık süs değil;
yoksulluğun sembolüdür.
Turgay SİMAVİ