Rakamların Gölgesinde Bir Memleket Portresi: Bütçe, Yoksulluk ve Malatya’nın Çilesi
Rakamların Gölgesinde Bir Memleket Portresi: Bütçe, Yoksulluk ve Malatya’nın Çilesi
Siyaset, özünde bir tercih yapma sanatıdır ve bu tercihin en somutlaştığı yer devletin bütçesidir. Bütçe, sadece soğuk rakamların alt alta dizildiği bir matematik tablosu değil; iktidarın kimin yanında durduğunun, kaynağı kime ayırdığının ve halkın sofrasından neyi eksilttiğinin belgesidir. Bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik tabloya ve depremle sarsılan Malatya’nın sahipsizliğine baktığımızda, karşımıza çıkan manzara bir “rakam silsilesi” değil, bir “sosyal adaletsizlik” hikayesidir.
Borçla Doğan Bebekler ve Çöken Alım Gücü
Bugün Türkiye’de ekonomik krizin faturası henüz dünyaya gözlerini açmamış bebeklere dahi kesilmiş durumdadır. Yeni doğan her çocuk, sadece ana parasıyla 152 bin TL, faiziyle birlikte ise 278 bin TL borç yüküyle hayata başlamaktadır. Bu ağır yük, sadece bebeklerin değil; asgari ücretlinin, emeklinin ve memurun da sırtındadır. Bir zamanlar orta sınıfın sembolü olan doktorlar, mühendisler ve öğretmenler bugün yoksullukta eşitlenmiş durumdadır. Emeklilerimiz artık otellerde değil, mecburiyetten otogarlarda konaklamaktadır.
İktidarın “kişi başı günlük 17.748 dolar gelir” iddiası, sokağın gerçekleriyle taban tabana zıttır. Aylık yaklaşık 63 bin TL, dört kişilik bir aile içinse 250 bin TL anlamına gelen bu rakamların Malatya’da ya da Türkiye’nin herhangi bir hanesinde karşılığı yoktur. Bu rakamlar, halkı uyutmak için kullanılan bir illüzyondan ibarettir. Gerçek olan; parfüm atölyelerinde sigortasız çalışırken can veren 14 yaşındaki çocuk işçiler ve evine sadece Kurban Bayramı’nda et girebilen milyonlardır.
Vergi Adaletsizliği ve “Ruj Etkisi”
Türkiye’de toplanan vergilerin %62’si dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Bu düzende, dev bir fabrikanın sahibi ile o fabrikanın kapısındaki güvenlik görevlisi; ekmekten, sütten, mazottan aynı vergiyi ödemektedir. İktidar, “kemer sık” derken dar gelirliyi ezerken, kayıt dışı ranttan beslenenlere ve hazine garantili ödemelerle zenginleşenlere “Arkanda ben varım” mesajı vermektedir. Toplanan her 5 liralık verginin 1 lirası faize gitmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılan 1.9 trilyon liraya karşılık, faiz lobilerine ödenen 2.7 trilyon lira, bu sistemin kime hizmet ettiğinin en net kanıtıdır.
Toplumda son dönemde gözlemlenen harcama alışkanlıkları ise sosyolojik bir travmanın dışavurumudur: “Ruj Etkisi.” Vatandaş artık ev ya da araba alma umudunu tamamen yitirdiği için, moralini yükseltecek ama aslında bir lüks olmayan küçük tüketimlere (pahalı kahveler, kozmetik vb.) yönelmektedir. AVM’lerin dolu olması bir refah göstergesi değil, geleceğini planlayamayan insanların günü kurtarma çabasıdır.
Geleceği Elinden Alınan Nesiller
Türkiye’nin en yakıcı gerçeği, çocuklarımızın içine itildiği yoksunluktur. İstatistikler içler acısıdır:
-
Her 100 çocuktan 72’sinin ikinci bir ayakkabısı yok.
-
Her 100 çocuktan 77’si düzenli sebze ve meyve yiyemiyor.
-
Çocukların %63’ü et ve tavuk yüzü görmüyor.
-
6.7 milyon “ev genci”, ne eğitim alabiliyor ne de bir işte çalışabiliyor.
Buna rağmen liyakat yerine mülakat sistemiyle yandaşlar korunmaya devam edilmektedir. İktidar, kendi fakir fukarası ile muhalefetin fakir fukarasını ayırmadan hepsini işsizliğe mahkûm etmekte; sadece Ankara’da “dayısı” olanları sisteme dahil etmektedir.
Sahipsiz Bırakılan Şehir: Malatya
Malatya, deprem sonrası süreçte idari bir tasfiye ve kaosla karşı karşıyadır. Meteoroloji Bölge Müdürlüğü’nün gidişinden sonra şimdi de PTT Başmüdürlüğü’nün taşınması gündemdedir. Bu, şehrin hafızasının ve kamu gücünün parça parça sökülmesidir. Şehrin sivil toplum örgütlerinin, sendikalarının ve meslek odalarının bu sessizliği ise Malatya’nın uğradığı en büyük ihanettir. “Yukarıdakiler üzülmesin” diye susanlar, Malatya’nın daha çok “dayak yemesine” zemin hazırlamaktadır.
Deprem bölgesinde 80 bin konut teslim edildiği söyleniyor ancak sahadaki gerçek bambaşkadır. Yeni yapılan TOKİ alanlarında okul yok, cami yok, bakkal yok, eczane yok. Altyapı eksikliği nedeniyle binlerce insan mağdur durumdadır. Yerinde dönüşüm süreci tam bir kaosa dönmüş; müteahhitler hileli yöntemlerle karne yükseltip ihale alırken, dürüst esnaf kışın ortasında 15 gün içinde dükkanını boşaltmaya zorlanmaktadır.
Bitmeyen Projeler ve Algı Belediyeciliği
Malatya’nın temel yatırımları yıllardır “müjde” olarak servis edilmekte ancak sonuçlanmamaktadır. 2017’de temeli atılan Kuzey Çevre Yolu hâlâ bitirilememiştir. Hızlı tren projesi 14 yıldır iktidar vekillerinin seçim malzemesi olmaktan öteye gidememiştir. Yerel yönetimler ise barınmayı TOKİ’nin, sulamayı DSİ’nin, dükkanları Emlak Konut’un yapmasını izleyip, sanki kendileri yapmış gibi bu hizmetlerin reklamını yapmakla yetinmektedir. Malatya’nın trafik sorunu da yerinde dönüşümdeki belirsizlikler de bu vizyonsuzluğun kurbanı olmuştur.
Sonuç: Malatya Asla Yalnız Değildir
2026 yılına girerken Malatya halkı bilmelidir ki; bu şehir sahipsiz değildir. Bütçe komisyonunda, Meclis kürsüsünde ve sokakta, asgari ücretlinin kaybettiği alım gücünün, emeklinin gasp edilen hakkının ve Malatyalı esnafın çığlığının takipçisi olmaya devam edeceğiz. Hedefimiz; sadece binaların yükseldiği değil, adaletin ve refahın her haneye girdiği bir Malatya ve Türkiye inşa etmektir. Gece gündüz demeden, sahipsiz bırakılmak istenen bu kadim şehir için mücadelemizi sürdüreceğiz.