Malatya’nın Enkazı Üzerinden Kulis Gazeteciliği: Bir Siyasi Sığlık Okuması
Malatya’nın Enkazı Üzerinden Kulis Gazeteciliği: Bir Siyasi Sığlık Okuması
Malatya, hâlâ depremin gölgesinde yaşamaya çalışan bir şehir. Betonun, bürokrasinin ve belirsizliğin altında kalan yalnızca binalar değil; umutlar, geçim kaynakları ve geleceğe dair inanç da ağır hasar aldı. Böyle bir şehirde kalem oynatmanın, kamuoyuna söz söylemenin asgari bir ahlaki sorumluluğu vardır. Ne yazık ki Mesut Parlak’ın kaleme aldığı metin, bu sorumluluğu taşımaktan ziyade, siyaset kulislerini kaşıyan ve yıpratmayı amaçlayan bir dilin örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu yazı, bir analiz olmanın çok ötesinde; bağlamından kopuk, niyet okuyan ve siyasi atmosferi zehirleyen bir algı üretimi çabasıdır. Malatya gibi ağır bir enkazın altından kalkmaya çalışan bir şehirde, siyaseti yalnızca “koltuk değiş tokuşu” olarak sunmak, şehrin neden bir türlü ayağa kalkamadığının da özeti gibidir.
Gazetecilik mi, Kulis Sözcülüğü mü?
Gazetecilik; veriye dayanır, kamu yararını önceleyen bir mesafeyi korur ve okura yol gösterir. Parlak’ın metninde ise bu temel ilkelerin izine rastlamak güçtür. Yazı, nesnel bir gözlemden ziyade, belirli çevrelerin çıkarlarını korumaya dönük bir kulis dili taşımaktadır. Sorun tam da burada başlar.
1. Siyaseti Kişilere İndirgeyen Sığlık
Malatya’nın imar kaosu, yerinde dönüşümdeki adaletsizlikler, esnafın iflas eşiğindeki durumu, gençlerin göç mecburiyeti gibi hayati başlıklar ortadayken; meseleyi birkaç ismin etrafında dönen güç çekişmesine indirgemek, bilinçli bir daraltmadır. Bu yaklaşım, siyaset üretimini boğar, seçmeni de küçümser. Vizyonu ve projeyi konuşmak yerine, isimler üzerinden yürüyen bu dil, şehrin gerçek ihtiyaçlarını kasten perdelemektedir.
2. “Kaos” Üretme Hevesi ve Biat Özlemi
Bir siyasi partide farklı görüşlerin, aday adaylıklarının ve tartışmaların olması demokrasinin doğal sonucudur. Bunu bir “kriz” ya da “kaos” gibi sunmak, ya siyaseti hiç bilmemek ya da tek sesli, sorgusuz bir düzeni özlemektir. Parlak’ın metni, çoğulculuğu tehdit gibi göstererek, parti içi demokrasiyi değersizleştiren bir çizgiye savrulmaktadır.
3. Deprem Gerçeğini İkinci Sıraya Atan Körlük
Malatya’da on binlerce insan hâlâ konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veriyor. Barınma, işsizlik ve gelecek kaygısı her hanenin gündemindeyken; köşe yazısını “kim kiminle ters düştü” dedikodusuna ayırmak, yerel basının halktan ne denli koptuğunu gösteren acı bir tablodur. Bu tercih, gazetecilik refleksi değil; siyasetin dar koridorlarında oyalanma alışkanlığıdır.
4. Verisiz, Sorumluluk Yoksunu Dil
“Neler oluyor?” gibi muğlak başlıklar altında somut bilgi sunmayan, kaynak göstermeyen ve tamamen duyumlara yaslanan bir metin, kamuoyunu aydınlatmaz. Aksine, şüphe ve güvensizlik üretir. Bu tür bir dil, habercilikten çok dedikodu tetikçiliği izlenimi yaratır ve yerel medyanın itibarını zedeler.
Açık Bir Soru
Şehrin yeniden inşası, imar planlarındaki eşitsizlikler, deprem sonrası dağıtılan kaynakların adaleti ve esnafın feryadı ortadayken; neden enerjinizi tek bir partinin iç dinamiklerini kriz gibi sunmaya harcıyorsunuz? Bu tercih, Malatya’ya mı hizmet ediyor, yoksa belirli odakların işine mi yarıyor?
Sonuç Yerine
Mesut Parlak’ın yazısı, Malatya siyasetine seviye kazandırmak bir yana; mevcut kutuplaşmayı, kulis kültürünü ve güvensizliği besleyen bir metin olarak hafızalara kazınmaktadır. Bu şehrin ihtiyacı; ima, dedikodu ve kişisel hesaplaşmalar değil. Malatya’nın ihtiyacı, cesur sorular soran, somut politikaları zorlayan ve halkın gerçek sorunlarını merkeze alan bir gazeteciliktir.
Aksi halde yazılan her satır, enkazın kaldırılmasına değil; enkazın altında kalmış umutların biraz daha ağırlaşmasına hizmet edecektir.