Kırık Camlar Teorisi Türkiye’yi Nasıl Anlatıyor?
Kırık Camlar Teorisi: Küçük İhmallerden Büyük Çöküşlere Uzanan Bir Yönetim Hikâyesi
Toplumsal çöküş çoğu zaman büyük krizlerle değil, küçük ihmallerle başlar. Bir cam kırılır, tamir edilmez; ardından bir diğeri. Bir süre sonra artık mesele cam değildir. Mesele, düzenin sahipsiz kalmasıdır. “Kırık Camlar Teorisi” tam da bu noktaya işaret eder: Suçun, güvensizliğin ve ahlaki çözülmenin kaynağı çoğu zaman büyük patlamalar değil, önemsiz sayılan küçük ihlallerin normalleşmesidir.
Bu teori yalnızca suçla mücadeleye dair teknik bir yaklaşım değil; aynı zamanda devlet aklı, kamu otoritesi ve yönetsel sorumluluk üzerine sert bir uyarıdır.
Teorinin Gerçek Kökeni: 1969’dan 1982’ye Uzanan Yol
Kırık Camlar Teorisi’nin tarihsel kökeni sıklıkla yanlış aktarılır. Teori, bir anda ortaya çıkmış bir fikir değildir; iki aşamalı bir düşünsel sürecin ürünüdür.
1969 yılında sosyal psikolog Philip Zimbardo, çevresel koşulların insan davranışı üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla bugün klasikleşmiş bir deney gerçekleştirdi. New York’un Bronx bölgesi ile Kaliforniya’daki Palo Alto’da sahipsiz iki araç bırakıldı. Bronx’taki araç kısa sürede vandalizme uğrarken, Palo Alto’daki araç uzun süre dokunulmadan kaldı. Deneyin verdiği mesaj açıktı: Denetimsizlik, suçu çağırır.
Ancak bu çalışma henüz bir “teori” değildi. Akademik ve kavramsal çerçeve, 1982 yılında siyaset bilimci James Q. Wilson ile kriminolog George L. Kelling tarafından çizildi. İkili, The Atlantic Monthly dergisinde yayımladıkları “Broken Windows” başlıklı makalede, Zimbardo’nun gözlemlerini kamusal düzen ve suç politikaları bağlamında sistematik bir teoriye dönüştürdü.
Dolayısıyla doğru tarihsel çerçeve şudur:
1969 ilham ve gözlem, 1982 ise teorinin resmî doğumudur.
Teorinin Temel Varsayımı: Düzen Algısı Bozulursa Suç Yayılır
Kırık Camlar Teorisi’nin ana savı nettir:
Bir çevrede küçük düzensizlikler giderilmezse, o çevrede daha büyük suçların işlenmesi kolaylaşır.
Kırık bir pencere, temizlenmeyen bir duvar yazısı, cezasız kalan küçük bir ihlal; hepsi aynı mesajı verir:
“Burada kimse umursamıyor.”
Bu mesaj yayıldıkça birey, kural ihlalini risk değil, olağan bir davranış olarak görmeye başlar. Suç bireysel bir tercih olmaktan çıkar, ortamın doğal sonucu hâline gelir.
Kırık Camlar ve Devlet Aklı
Teori çoğu zaman yalnızca polislik stratejileriyle ilişkilendirilir. Oysa Kırık Camlar Teorisi’nin asıl hedefi yönetim anlayışıdır.
-
Denetlenmeyen kamu kaynakları bir kırık camdır
-
Cezasız kalan yolsuzluk bir kırık camdır
-
Görmezden gelinen liyakatsizlik bir kırık camdır
-
Keyfileşen hukuk bir kırık camdır
Bu camlar onarılmadıkça toplumda şu algı kökleşir:
“Kurallar herkes için geçerli değil.”
İşte bu algı, en tehlikeli toplumsal virüstür.
Sessizlik Bir Tercihtir, Tarafsızlık Değil
Kırık Camlar Teorisi’nin en sert ama en gerçekçi tarafı şudur:
İhmal, pasif bir hata değil; aktif bir tercihtir.
Bir kamu otoritesinin küçük ihlallere sessiz kalması, suçu doğrudan teşvik etmese bile dolaylı olarak meşrulaştırır. Toplumda adalet duygusu aşınır, vatandaş devlete değil, kendi çözümüne yönelir. Kamusal alan sahipsizleşir.
Bu noktadan sonra devlet vardır ama otorite yoktur.
Ahlaki Eşikler ve Normalleşme Sorunu
Teori, suçtan önce ahlaki çözülmeye odaklanır. Bir toplumda şu cümleler çoğalıyorsa:
-
“Bu da olur artık”
-
“Herkes yapıyor”
-
“Benden mi başlayacak?”
orada suçtan önce vicdan aşınması başlamıştır. Yasalar kâğıt üzerinde durur ama hayatın içinde işlemez.
Kırık camlar yalnızca binalarda değil, zihinlerde oluşur.
Eleştiriler ve Yanlış Uygulamalar
Teori zaman içinde özellikle 1990’larda “sıfır tolerans” politikalarıyla özdeşleştirilmiş ve bazı ülkelerde yanlış uygulamalara zemin hazırlamıştır. Aşırı polis müdahaleleri, sosyal sorunların bastırılması ve yoksulluğun kriminalize edilmesi bu eleştirilerin başlıcalarıdır.
Ancak bu durum teorinin kendisinden değil, otoriter reflekslerle yorumlanmasından kaynaklanır. Kırık Camlar Teorisi baskıyı değil; tutarlılığı, sürekliliği ve adaleti savunur.
Sonuç: Camı Kim Onaracak?
Kırık Camlar Teorisi bize şunu hatırlatır:
Bir toplumun kaderi büyük nutuklarla değil, küçük ihlaller karşısındaki tavırla belirlenir.
Kırık camlar onarılmazsa yalnızca pencereler değil;
hukuk, güven, ahlak ve gelecek de parçalanır.
Ve geriye tek bir soru kalır:
Herkes camın kırık olduğunu görüyorken, neden kimse eline tamir aletini almıyor?
Bu soru yalnızca suça değil;
yönetenlere, denetleyenlere ve sessiz kalanlara yöneliktir.
Turgay SİMAVİ – malatyasiyaset.com