05.02.2026 - MalatyaSiyaset.com Malatya'nın Güçlü Sesi

6 Şubat’tan Üç Yıl Sonra Malatya: Yıkımın Ardındaki Gerçekler, Liyakatsizlik ve Yönetim Krizi

6 Şubat’tan Üç Yıl Sonra Malatya: Yıkımın Ardındaki Gerçekler, Liyakatsizlik ve Yönetim Krizi

 

6 Şubat’tan Üç Yıl Sonra Malatya: Yıkımın Ardındaki Gerçekler, Liyakatsizlik ve Yönetim Krizi

6 Şubat 2023’te yaşanan ve “asrın felaketi” olarak tanımlanan depremler, yalnızca binaları değil; kurumları, yönetim anlayışlarını ve toplumsal refleksleri de yerle bir etmiştir. 2026 yılı perspektifinden geriye dönüp bakıldığında, Malatya özelinde yaşananlar, doğal bir afetin ötesinde siyasi, idari ve ahlaki bir çöküşün fotoğrafını sunmaktadır. Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen kentin hâlâ fiziksel ve yönetsel olarak toparlanamamış olması, sorunun fay hatlarından değil, yönetim hatlarından kaynaklandığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu çalışma; sunulan kaynaklar ışığında Malatya’da deprem sonrası süreci, yerel yönetim zaafları, siyasi liyakat eksikliği, rant odaklı şehirleşme ve toplumsal yozlaşma ekseninde ele almakta; yaşanan yıkımın arka planındaki yapısal sorunları görünür kılmayı amaçlamaktadır.

1. Yok Sayılan Şehir: Yerel Yönetim ve Siyasi Temsiliyetin Çöküşü

Depremin ilk saatlerinden itibaren Malatya, merkezi kriz yönetimi içinde ikincil hatta görünmez bir konuma itilmiştir. AFAD tarafından Malatya’nın “en az etkilenen iller” arasında gösterilmesi, sahadaki gerçeklikle taban tabana zıt bir tablo ortaya koymuştur. Bu yanlış sınıflandırma, yalnızca teknik bir hata değil; yerel siyasi temsilin merkezle kurduğu iletişimin iflası olarak okunmalıdır.

Yerel siyasetçilerin, şehrin gerçek hasar durumunu Ankara’ya doğru ve zamanında aktaramaması; Malatya’nın hem kaynak hem de öncelik sıralamasında geri plana itilmesine neden olmuştur. Bu süreçte milletvekilleri, belediye başkanları ve il yöneticileri arasında ortak bir kriz dili ve koordinasyon kurulamadığı görülmüştür. Sonuç olarak Malatya, deprem sonrası ilk kritik günlerde hem yalnız hem de sahipsiz bırakılmıştır.

2. Liyakat Yerine Sadakat: Kurumsal Çöküşün Anatomisi

Kaynaklarda en sert eleştirilerden biri, deprem yönetiminde görev alan kurumların başındaki isimlerin teknik yeterlilikten uzak olmasıdır. Afet yönetimi, şehir planlama ve kriz koordinasyonu gibi hayati alanlarda; mühendislik, jeoloji, şehircilik ve lojistik bilgisi olmayan kadroların söz sahibi olması, felaketin etkilerini derinleştirmiştir.

Burada sorun bireysel kimlikler değil, yönetim anlayışıdır. Kurumların başına alanında uzman kişiler yerine, siyasi sadakat üzerinden atamalar yapılması; Malatya’da arama-kurtarma, hasar tespiti ve geçici barınma süreçlerinin sağlıklı yürütülememesine yol açmıştır. Deprem gibi yüksek teknik bilgi gerektiren bir alanda, liyakatten vazgeçilmesi; doğrudan can kaybı ve uzun vadeli yıkım anlamına gelmiştir.

3. Siyasi Şov, Toplumsal Travma ve Duyarsızlık

Depremin hemen ardından şehirde yaşanan bazı görüntüler, Malatya halkının hafızasında silinmeyecek bir siyasi travma yaratmıştır. Halk ekmek kuyruğunda beklerken, şehri yönetenlerin kamuoyuna yansıyan rahat ve kopuk tavırları; yönetici-halk ilişkisindeki uçurumu derinleştirmiştir.

Daha depremin ilk haftalarında “normalleşme” adı altında toplu ulaşımın ücretli hale getirilmesi, ekmek sübvansiyonlarının kaldırılması ve sosyal desteklerin sınırlandırılması; depremzedeler için ikinci bir yıkım anlamına gelmiştir. Bu kararlar, kriz psikolojisi yaşayan bir şehirde sosyal devleti değil, mali disiplini önceleyen bir anlayışın hâkim olduğunu göstermiştir.

4. İmar Değil İhmal: Rantın Bilimi Yenmesi

Malatya’daki yıkımın en ağır bilançosu, imar politikalarındaki sistematik hatalar üzerinden okunmalıdır. 2020’de yaşanan Sivrice depremi, açık bir uyarı niteliği taşımasına rağmen, bu uyarı ciddiye alınmamıştır. O dönemde hasar aldığı bilinen birçok bina ve özellikle otel yapıları, gerekli güçlendirmeler yapılmadan kullanılmaya devam etmiştir. 6 Şubat’ta yaşanan can kayıplarının önemli bir kısmı, bu göz göre göre gelen ihmalin sonucudur.

Özellikle Bostanbaşı bölgesi, Malatya’daki rant odaklı şehirleşmenin simgesi haline gelmiştir. Tarım arazisi niteliği taşıyan ve zemin yapısı sorunlu olan bu bölgede, 15 kata varan imar izinlerinin verilmesi; bilimin, jeolojinin ve şehircilik ilkelerinin bilinçli şekilde dışlandığını göstermektedir. İmar komisyonlarında yıllarca görev yapan, alanında uzman olmayan kişilerin kararları; bugün Malatya’nın enkaz altında kalan mahallelerinde somutlaşmıştır.

5. Rezerv Alanlar ve Mülkiyet Adaletsizliği

Deprem sonrası ilan edilen rezerv alanlar, teoride kentsel dönüşüm için bir fırsat olarak sunulsa da pratikte adaletsizlik tartışmalarının merkezine oturmuştur. Kaynaklarda, siyasi gücü olan kişilere tolerans tanındığı, bazı mülklerin korunurken bazılarının acele kamulaştırmaya maruz kaldığı yönünde ciddi yerel şikâyetler yer almaktadır.

Mülkiyet hakkı gibi temel bir konuda şeffaflıktan uzak uygulamalar, devlet-vatandaş ilişkisini zedelemiş; deprem sonrası toparlanması gereken toplumsal güveni daha da aşındırmıştır.

6. Vaatler, Yatırımlar ve “Hikâye Anlatma” Siyaseti

Malatya’ya yönelik açıklanan birçok yatırım vaadi, üç yıl sonunda kâğıt üzerinde kalan projeler olarak anılmaktadır. En çarpıcı örneklerden biri, kamuoyuna “hızlı tren müjdesi” olarak sunulan hat tartışmasıdır. Gerçekte bu hattın yolcu taşımacılığından çok yük taşımacılığına odaklı olması ve Malatya’nın Sivas–Ankara–İstanbul bağlantısını çözmemesi, şehir halkı nezdinde ciddi bir kandırılmışlık hissi yaratmıştır.

Benzer şekilde, depremden üç yıl sonra dahi üniversite binalarının tamamlanamaması, öğrencilerin geçici ve yetersiz mekânlarda eğitim görmesi; hatta şehirde hâlâ kapsamlı bir huzurevinin bulunmaması, Malatya’nın sosyal altyapı açısından ihmal edildiğini göstermektedir.

7. Toplumsal Yozlaşma: Felaketten Ders Almamak

Deprem yalnızca yönetenleri değil, toplumu da sınamıştır. Kaynaklarda yer alan fahiş kira artışları, ekmek ve temel gıda fiyatlarındaki spekülatif yükselişler, hasarlı evlerin piyasa değerinin çok üzerinde satılması; fırsatçılığın normalleştiği bir tabloyu ortaya koymaktadır.

Ayrıca depremin ilk üç gününde yaşanan güvenlik zafiyetleri, yardımların talan edilmesi ve bu sürecin etkin biçimde yönetilememesi; devlet otoritesinin en kritik anda sahada yeterince varlık gösteremediğini kanıtlamıştır.

8. İstisnai Bir Güven Alanı: Valilik ve Bakanlık Ayrımı

Tüm bu eleştiriler arasında, Malatya kamuoyunda görece pozitif ayrışan iki isim dikkat çekmektedir: Malatya Valisi Seddar Yavuz ve eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum. Kaynaklarda bu iki ismin, siyasete mesafe koyan, daha net ve dürüst bir dil kullandıkları; özellikle Valiliğin sahadaki gerçekleri saklamadan ifade etmesinin halk nezdinde güven yarattığı vurgulanmaktadır.

Bu durum, yerel siyasetçilerle bürokratik yöneticiler arasındaki yaklaşım farkını da gözler önüne sermektedir.

Sonuç: Deprem Değil, Yönetim Öldürdü

Malatya örneği, bir kez daha göstermiştir ki “deprem öldürmez, bina öldürür” sözü eksik bir tespittir. Asıl öldüren; denetimsizliktir, liyakatsizliktir, bilimi dışlayan rant anlayışıdır ve felaketi bile fırsata çevirmeye çalışan zihniyettir.

6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında Malatya, hâlâ ayağa kalkamıyorsa; bunun nedeni fay hatları değil, yönetim hatlarıdır. Bu gerçek, yalnızca geçmişin muhasebesi değil; gelecekte benzer felaketlerin yaşanmaması için acı ama zorunlu bir yüzleşme olarak tarihe not düşülmelidir.

Turgay Simavi  – MalatyaSiyaset.Com

MGTC Yönetim Kurulu Üyesi

İYİ Parti Malatya İl Yönetim Kurulu Üyesi – Arge – Siyaset Akademisi Başkanı

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın